2006 yılının mayıs-haziran döneminde, uluslararası piyasalar ilk kez ciddi bir dalgalanma gösterdiğinde, bu dalgalanmanın daha büyük bir depremin öncü sarsıntısı olup olmadığı yeterince tartışılmamıştı. Esasen, zaman zaman Marmara Denizi'nde sarsıntılar gündeme geldiğinde, bunun İstanbul için beklenen daha şiddetli bir depremin öncü göstergesi olup olmadığı sorgulanıyor. Ortaya çıkışı ve etkileri açısından, ekonomik krizlerin depremlere bir hayli benzediği dikkate alındığında, 2006'nın mayıs-haziran dönemindeki ilk sinyalden başlayarak, beş kez sallanan küresel piyasalar, esasen 6. aşama olan 2008'in eylül ayındaki son büyük depreme kadar, karar vericilere, siyasilere acil önlem konusunda sürekli uyarı sinyali verdiler. Ancak, basiretsizliğin ve duyarsızlığın kol gezdiği bir ortamda, dünya ekonomisi kendisini ağır bir krizin içerisinde buldu. Şimdi, ciddi bir telaşla, krizin sektörler ve çalışanlar üzerindeki etkisini tartışıyor ve üzüntüyle takip ediyoruz. Daha da beteri, küresel mali krizin sosyolojik ve politik etkilerinin gündemde yer dahi bulamadığını da gözlemlemekteyiz.
Başkan Clinton ve ekibinin, Clinton'ın 2. başkanlık döneminde, yoğunlaştıkları konu başlıkları, 21. Yüzyıl'da dünya ekonomisini önemli ölçüde tehdit edecek risk başlıklarıydı. Bu risk başlıkları içerisinde, dünya ölçeğinde gelir dağılımı adaletsizliği ve küresel yoksullaşmayla mücadeledeki zafiyet ön plana çıkmıştı. Başkan Clinton'ın içinde bulunduğumuz yüzyıl için belirlediği en kritik tehdit küresel yoksulluğun derinleşmesi ve buna bağlı olarak küresel terörün güçlenmesiydi. Dünya nüfusunun sadece yüzde 15'ini oluşturan G-7 ülkeleri dünya GSYH'sının neredeyse yüzde 42'sine hakimken, dünya nüfusunun yüzde 85'ini oluşturan 200'ün üzerindeki ülkenin kalan yüzde 58'i paylaşarak ayakta durması gerekiyor. Dünya ölçeğinde 1.1 milyar insan açlık sınırının altında, 2.7 milyar insan ise yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Bu nedenle Başkan Clinton'ın G-7 Zirveleri'ndeki çağrısı, dünyanın gelişmiş coğrafyasının gelişmekte olan coğrafyaya daha fazla kaynak aktarması, gelişmekte olan ekonomilerin dünya GSYH'sı içerisindeki rollerinin arttırılacağı çözümlere odaklanmaktı.
Clinton, başkanlık görevinden ayrıldıktan sonra, bu konudaki kararlılığını teyit edecek şekilde, küresel yoksullukla mücadeleye odaklanan bir vakıf da kurdu. O zaman ki Başkan yardımcısı Gore'un da küresel ısınma ve çevre kirliliği konusunda verdiği mücadele Nobel ödülüne kadar gitti. Ancak, Bush ve Cheney ikilisi bu konulara aynı duyarlılığı göstermedikleri gibi, söz konusu iki tehdit başlığının daha da derinleşmesine yol açacak bir dizi hatayı gerçekleştirdikten sonra, arkalarında ekonomik ve politik bir enkaz bırakarak görevlerini tamamladılar. İkilinin arkalarında bıraktıkları küresel ekonomik ve politik kriz ortamı, Dünya Bankası'nın değerlendirmeleri doğrultusunda, 2015 yılına kadar, her yıl 400 milyon civarında bebeğin ölümüne yol açabilecek bir tabloya işaret ediyor. Dünya Bankası'nın raporu, küresel mali kriz derinleştiğinden bu yana, küresel yoksulluğa 53 milyon insanın daha sürüklendiğine işaret etmekte.
40 ülke, zaten fakirliğin pençesindeyken, küresel yoksulluğun daha da vahşi koşullarda kendisini hissettireceği zorlu bir süreçten geçecekler. Dünya Bankası Başkanı Zoellick, "banka kurtarma paketleri, destek paketleri" derken, gelişmekte olan ekonomilerdeki fakir insanların daha da vahimleşecek durumlarının unutulmaması gerektiğini hatırlatıyor. Dünya Bankası'nın tahmini, küresel kriz en derin noktasına ulaştığında, dünya genelinde 100 milyon insanın küresel yoksulluğun içine sürükleneceği. Başkan Zoellick, bu vesile ile dünyanın gelişmiş ekonomilerinin, şu anda ard arda kendi Kongre ve Meclislerinden geçirdikleri kurtarma paketlerinin en az yüzde 0,7'sini fakir ülkelere destek için ayırmaları gerektiğine de işaret etmekte.
ABD Ulusal İstihbarat Dairesi (National Intelligence) Başkanı Dennis Blair, dünyayı saran ekonomik bunalımın, siyasi istikrarsızlığı da artıracak olması nedeniyle, ABD için kısa vadedeki en büyük güvenlik tehdidi olduğunu ifade etmekte. Tüm ABD istihbarat dairelerini tek çatı altında toplayan kurumun başkanı, göreve gelmesinden sonra, Senato İstihbarat Komisyonu'nda 12 Şubat Perşembe günü gerçekleştirdiği ilk konuşmasında, ekonomik kriz uzadıkça tehdidin daha da büyüyeceğini vurgulayan Blair, ekonomideki kötüye gidişin, dünya ülkelerinin dörtte birinde istikrarsızlık yarattığını ifade etmekte. İstihbarat yetkilisi Blair bu krizin, ABD'nin müttefiklerinin içerde ve dışarıdaki insani taahhütleri ile, güvenlik ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma düşmelerine yol açabileceğine de dikkat çekti. Küresel yoksullaşmanın ve çocuk ölümlerinin artması ile ülkelerin güvenlik harcamalarının daralması, küresel terörü güçlendirecek ve cesaretlendirecek önemli bir tehdit. Lütfen, sadece finans piyasalarına gömülmeyelim.